Geçip giden huhuuuu zamanları huhuuuuuğuuuu

Posted in Uncategorized on Mayıs 24, 2009 by doktorcivan

Uzun zamandır tek karakter girmişliğim yok blog’a. ben blog olsam, heralde isyan eder, dile gelir, kendi yazımı kendim girer sahibime de siktiri çeker giderdim. Ben blog olsam, bayağı asabi olurdum açık ki. Kahveden blog toplar (kahveden kasıt burada wordpress oluyor) öbür mahallenin bebelerini dövmeye giderdim (öbür mahalleden kasıt burada blogspot oluyor).

Zaman, benim gibi biri için bile oldukça hızlı geçiyor. Bir sene oldu lan üniversiteye gireli. Bir sene… Hissetmedim bile. Tabii bunu, final sınavımın yaklaştığı bu günlerde farketmiş olmam takdire şayan sanırım. öyle mi?

cinsi münasebet

Posted in Uncategorized on Mart 30, 2009 by doktorcivan

tabii, arada bir sevişmek de lazım. tersi, doğamıza aykırı.

suç

Posted in Uncategorized on Mart 20, 2009 by doktorcivan

düşündüm, zaman harcadım, kötülük olgusuyla berbaber inceledim bunu ve karar verdim kendimce; suç yoktur!

sıralamam gereken bir kaç mantıklı sebebim olması gerektiğini biliyorum. kendime mantıklı gelen bu sebepleri zaten sıralayacağım. ancak; öncesinde böyle düşünmeme yol açan durumu göz önüne sereyim bir. böylece hem siz benim neden böyle düşündüğümü anlamış olursunuz, hem de ben daha sonra bu yazıyı okuduğumda, kendimi eleştirebileceğim.

şu gerçek; insan, toplumun yönlendirmesiyle şekillenen, genel itibraiyle, toplumun emrettiğine göre kendini düzenleyen sosyal bir canlı. burada toplumdan kastımın en küçük birimleri hatta kimi yerlerde ikili arkadaşlıkları dahi kapsadığının altını çizeyim.

ikinci gerçek, suç olgusunun insanın oluşturduğu bu birimlerin içinde ortaya çıktığı, yani “sosyal” bir olgu olduğu. bunu da bilelim ki, sonrasında kavramlar üzerinden saçma bir tartışma sürdürüp bunu buraya yazmamdaki maksadın dışına çıkmayalım. ben, ciddi anlamda, insanların bu konuda neler düşündüğünü merak ediyorum

suç’u tanımlayan, içimizdeki toplumdur. ve toplum için, suç yalnızca kötülük demek değildir. kötülük fiziksel ve zihinsel acı vermek iken, suç, kimi topluluklarda saçını punk stili yapmamak, kmisinde adam öldürmektir. tabii, aynı toplum içinde adam öldürme fiili gerçekleştirene göre suç olarak, yada tersi olarak nitelendirilebiliyor. bunu da unutmamak lazm. suç un cezası da genelde aynıdır. topluluktan -hafif yada ağır- tecrit. son olarak “toplum taklittir” diyen gabriel tarde a bir selam çakıp, devam edelim.

insan, doğası gereği, başka bir insana benzemez. hasta olma ihtimali, resim yapabilme yetisi, uzun mesafe koşabilecek alt yapıya sahip olma şansı her birinde farklıdır. bu, bebeklikte de öyledir. doğan her bebeğin, düşünebilen bir organizma olması sebebi ile, hayata bir bakışı vardır. kavramları yorumlama şekli, duyusal tepki verme tarzı vardır. yemek bulamadığında, etrafa zarar verip yüksek ses çıkarmaya çalışır. bu yüzden, kendi adıma, bir bebeğin zihninin tam anlamıyla “tabula rasa” olarak nitelendirilemeyeceğini düşünüyorum. ancak, kısmi olarak bu özelliğe sahiptir diyebilirim. kendi biyolojik dinamikleri ile beraber, yenidoğan, neredeyse tamamen ailesinin yönlendirmesi altındadır, evet, ana cümlemiz bu, “ailenin yönlendirmesine maruz kalarak gelişme, dünya bakışına sahip olma”

aile yönlendirmesi, bilinçli yahut bilinçsiz olarak, her zaman vardır. yenidoğan, büyüme aşamasında, çok fazla sayıda toplulukla ilişkili değildir. başlangıçta, ailesi, ilişki içinde olduğu tek toplulukken, sonrasında yavaş yavaş arkadaşlar edindikçe, yavaş yavaş ikinci bir sosyal üniteye daha dahil olmuş olur.girdiği bu yeni sosyal topluluk çocuğun değer yargılarının değişmesine kimi yerde pekişmesine sebep oluyor. bu ikinci toplum çocuğa ailesinin baktığından farklı bir dünya bakışına sürükleyebilir, ona yeni şeyleri öğretebilir. bu potansiyele sahiptir. ancak bunun önünde bir engel vardır: aynı sosyoekonomik düzeydeki insanların aynı yerlerde yaşamaları. böyle olunca, çocuk aşşağı yukarı kendi ailesi gibi düşünen ailelerin çocuklarıyla beraber oluyor, tabularını pekiştiriyor, yıkılmazlarını daha da yıkılmaz hale getiriyor. bir süre sonra, çocuğun fikirleri birer “mutlak gerçek” e dönüşüyor. evet, mutlak gerçek, şu anda bizim için önemli olan kelime bu. bir parça açmak lazım.

tanımı itibariyle, mutlak gerçek doğruluğundan şüphe duyulmayan olgu anlamına geliyor. insan için zaruri ve bir o kadar da tehlikeli mutlak gerçek seçimi, bize daha kolay mantıksal seçim yapma şansı veriyor; ancak mutlak gerçeğimizin seçiminde genelde içinde bulunduğumuz toplum/topluluk’un fikirleri ön planda olduğu için, mantıksal süreçlerimiz de tamamiyle o topluluğun hakimiyeti altına giriyor.

örnek vereyim:

futbolla daha önce hiç alakası olmamış birini ele alıyorum. yeni girdiği işindeki arkadaşlarının tamamının birer futbol hastası olduğunu görünc, onlara uymak adına futbol izlemeye başlıyor. bir kaç defa bu arkadaşlarıyla beraber juventus maçı izliyor ne hikmetse. arkadaşlarının, pavel nedved‘in ne kadar iyi bir futbolcu olduğuna dair yorumları aklında yer ediyor. sonrasında, yine futbol konuşulan bir yerde, kendini ispatlamak, oraya ait olduğunu belli etmek adına, nedvedin kendisinin en sevdiği futbolcu olduğundan bahsediyor. herkesin onun bir efsane olduğuna inandığını görünce, nur topu gibi mutlak gerçeğimizi elde etmiş oluyoruz : “pavel nedved, dünyanın en iyi futbolcularından biridir”. kişi artık pek çok mantıksal çıkarımını nedved üzerinden yürütecek. bir oyuncunun iyi olup olmadığına, ne kadar iyi olduğuna onun aracılığı ile karar verecek. yavaş yavaş kendisinin futbol bilgisi gelişir ve mutlak gerçekliğine yan gerçeklikler eklenirken, nedved hep orada olacak, kendisini ilk şekillendiren topluluğun görünmeyen izi.
bunu, anlatmaya çalıştığımı daha rahat anlatabilmek adına, basit bir örnek olarak verdim. gerçek durumların işleyişinin çok daha karmaşık olduğunu kişiniin birden fazla toplulukla, birden fazla faktörle iç içe olduğunun farkındayım. yalnızca anlatmaya çalıştığımın temel dinamiğinin anlaşılması adına verdiğim basit bir örnek.

mutlak gerçek seçimi, belki bir “uyum” çalışması, yani kişinin kendini topluma uydurmak için farketmeden seçtiği bir yol, belki de , bir “dayatma” , yani toplumun kişiyi kendine uydurmak için seçtiği bir yol.bunu bilecek durumda değilim ama, bunun da incelemeye çalıştığm konu ile yakın alakası olduğu kanaatindeyim.

şimdi ana meseleye tekrar dönüyorum, suçun olmadığını nereden çıkardım?

şuradan; hayatının her döneminde, bir topluluktan etkilenmiş, bu toplulukların çok büyük bi kısmıyla (ailesi dahil) şans eseri tanışmış, rastgele tanıştığı bu topluluklara göre kendine hareket noktaları (mutlak gerçekler) belirlemiş ve kendini bunlara göre hareket etmeye şartlandırmış olan insanın, kendi kafasının içindekilere göre (yani kendi toplumuna göre) hazırladığı ve yasa olarak belirlediği ve çiğnenmesi, eksik yapılması yasak kurallar koyması başlı başına ilginçken, kural koyucu dışındaki kimi insanların, bu kurallara uymadığı için diğer insanları cezalandırması, farkına pek varamadığımız ilginç bir “mutlak gerçek” tir.

kural koyucunun, ben onun toplumunda yetişmişim, onun düşündüğü gibi düşünüyormuşum gibi davranıyormuşum gibi kural koyması, yani onu gibi düşünmemi ve davranmamı emretmesi, onunla farklı olan düşüncelerime terstir. ben, gelişimini tamamlamış bir insan olarak, neyin doğru olduğuna inanıyorsam, mutlak gerçeklerim beni ne yöne itiyorsa, onu yaparım. ve toplumdan -bizim örneğimizde hapis yoluyla- tecrit edilirim.

bir örnek daha verip bitirmek istiyorum, yeni gine de bir kabilede, öldüğünde eşinizin beynini yemeniz zorunludur. türkiyede ise, ölü dahi olsa, kişiye verilen herhangi bir fiziksel zarar ceza konusudur. bir türkiye cumhuriyeti vatandaşı olarak yeni ginede bu kabilenin arasında evli olarak yaşadığınızı düşünün. karınız öldüğünde ne yapardınız?

suç yok. kural var.

Posted in Uncategorized on Mart 18, 2009 by khus

bugün insan beyninin ne kadar sikik bir yapı olduğunu anladım. düşünme, planlama, mantık gibi tüm bilişsel fonksiyonları içinde bulunduran, babalar gibi orada duran korteks; efenim üzüntü olsun, öfke olsun sevgi olsun duygularımızı kontrol eden bezelye büyüklüğünde bir amigdala tarafından safdışı bırakılıyor. var mı böyle bi şey mna koyiim?!

etimolojik analiz için civan’a dönüyoruz. civan? civanım?

long time no see

Posted in Uncategorized on Mart 10, 2009 by khus

geçen gün, civan etimolojik bulgularını (aslında bi bok bulamadığı için bu kelime abartılı ama olsun) burada sergilemeden önce biricik blogumuza bir göz gezdirdim. kendi kendime: “bir zamanlar buralar bizimdi. gençtik, toyduk.. ne zamanlardı hanuaoiym.” dedim. vay anasını be blog… 3 aydır yazısız kalmış, öksüz blog.. bir mendil gibi kullanılmış, körpe bir bebek gibi caminin avlusuna bırakılmış blog.. artık ağlama. çünkü…

… daddy’s home.

keyfinin kahyası olan gençliğe ve kaldırım mühendislerine, kısaca burayı okumaya zamanı olan işsiz güçsüz herkese selam ederim.

göte gelmek

Posted in Uncategorized on Şubat 28, 2009 by doktorcivan

gelmek fiilini, antropolojik, filolojik, sosyolojik ve daha pek çok yönden inceledim. üzerine yazılmış binlerce kitap okudum, şu fani dünyada geçirdiğim 19 yılın 10 unu bu fiil üzerine ihtisas yapmak için geçirdim.

gel gör ki, “göte gelmek” olarak modellediğimiz şu anlam formunu çözemedim. derrida dedim, yapısöküm dedim, hepsini denedim. olmadı arkadaş. göte gelmek ne demek lan? ingilizceye çevir mesela “come to ass”. pazarda karpuz satıyo sanki, “gel, göte gel”. anlam veremedim ulan.

atalarıma olan saygım, bir nebze olsun azalmadı fakat, bakış açım biraz değişti.

yeni yıl

Posted in Uncategorized on Aralık 31, 2008 by doktorcivan

yeni yılınız kutlu olsun. az için sakin olun göte gelmeyin.

yine internette dolaşırken yine bir foto

Posted in Uncategorized on Aralık 23, 2008 by doktorcivan

elin gavuru böyle işler yaptıkça bana daha çok malzeme çıkar. az önce gülmekten altıma sıçtım. şimdi temizliyorum. buyrun,siz de sıçın.

hayal dünyası

Posted in Uncategorized on Aralık 22, 2008 by doktorcivan

bende bu ananı avradını diyen çocuk gibiydim aslında. özel okulda öğrenciler öğretmenler sevişiyomuş derlerdi inanırdım. güzel günlerdi. saftık.

format

Posted in Uncategorized on Aralık 21, 2008 by doktorcivan

4 seneden beri yapmadığım bir şey yapıp bilgisayarıma format atayım dedim. 4 yıldır format yüzü ve virüs koruma programı görmeyen güzelim bilgisayar artık kendinden geçmeye başlamıştı. hijackthis’in açılmadığını da görünce format atmaya karar verdim. önce bi windows xp sp3 ingilizce professional yükledim.wireless  bağlantı kuramadım. sonra sinirlendim windows 98 yükledim, ki sanırım windows 98 wireless diye bişey var dede bilin mi filan desem o ne lan kablosuz internet mi olur muş alay mı ediyon benle derdi. en sonunda bilgisayarın kurtarma dvd rom u geldi aklıma. taktım,bi format da o attı.4 senedir format yüzü görmemiş biriciğim bi günde 3 format yedi ama sonuncusu işe yaradı. sonra norton ghost yardımıyla oluşturduğu imajı yükledi bilgisayarıma. off dedim ulan. dünya varmış. allah senden de programcından da razı olsun doktor norton.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.